Posts Tagged ‘Ruh özgürlüğü’

Hangi Kadın

Kadın olmayı yeniden keşfetmek mi istiyorsunuz?

Öz güveninizi yitirdiniz? 

Özel yaşamınız kısır döngüye mi girdi ?

Size yakışan kıyafet sayısı bir elin beş parmağından daha mı az?

Sex anlamını mı yitirdi ?

Evde hizmetçi gibi mi hissediyorsunuz ?

Sorunlarınızı olduğu gibi ve tüm gerçekliğiyle paylaşabileceğiniz bir dostunuz mu yok?

Eşiniz erkek kardeşinize ve hatta çocuğunuza mı dönüştü ?

İçinizde daha fazlasını yapabilecek bir gücün varlığını hissediyorsunuz ama bir türlü harekete mi geçemiyorsunuz ?

 

Yalnız değilsiniz…   Adım adım bir kadının hayatında karşılaştığı sorunlara derinden bakarak çözüm getireceğiz.

 

Özel hayatımızda karşılştığımız ve bizi ruhen ve bedenen güçsüz bırakan problemlerin bir çoğunu tekrar kadınlığımızı keşfederek ve özgüvenimizi kazanarak ortadan kaldırabiliriz. Bunun için konuşmaktan, sorunları açık açık tanımlamaktan  ve masaya yatırmaktan,  en önemlisi çözüm için hareket etmekten korkmamanız gerekiyor.

 

Korkmadan, çekinmeden üç defa  yüksek sesle tekrar edin.  

 

Sorunlarımdan korkmuyorum, utanmıyorum

Adım adım hepsiyle yüzleşmeye hazırım

Mutluluğum için hareket etmeye hazırım

Kendimi tüm  gerçekliğimle kucaklamaya hazırım.

Ben  Kadınlığımın gücünü keşfetmeye hazırım.

Gerçek Affediş

Bu yazıyı Affetme Kararı yazısının devamı olarak ele alıyorum.

          Gerçek affediş kendinin ve başkalarının hatalı davranışlarına mazeret bulan kibar, gözü yaşlı anlayış içinde tevazuuyla bir başı öne eğme değildir. Herkesin yanlış yapsa da elinden geldiğinin en iyisini yaptığını savunan yüce bir anlayış da değildir. Affettim demekle de affetmek gerçekleşmiyor.

        Kızgınlığın, nefretin, suçlamanın ve utancın, gerçek affediş yoluyla içimizde entegre olması için, yine onlardan yararlanmamız gerekiyor. Kızgınlığımızın, nefretimizin, suçlamamızın hedefi olan kişilerden duygusal olarak kopabilmek, onları zihnimizi bedava kiracısı olmaktan
çıkarabilmek, sınırlarımızı yeniden güçlü bir şekilde inşa etmek için sağlıklı kızgınlığın enerjisine ihtiyaç duyarız. Kendi yadsıdığımız benliğe sahip çıkmak ve bütünleşmek için nefretin
gölgelerini aydınlığa çıkarmaya ihtiyaç duyarız.
 
          Öz sorumluluğumuzu almak, yapılan hatada kendi payımızı görerek ders çıkarmak ve gelişmek için sağlıklı suçluluğun yardımına ihtiyaç duyarız.
 
         Affetmek, gerçek gücümüzü yeniden kazanmak ve gücümüze sahip çıkmaktır.
       Affetmezsek ya da sahte kabulle ve suni bir affedişle affettiğimizi sansak bile; kızgınlık patladığında, bizi saldırganlaştırır ve insanları bizden uzaklaştırır.
 
        Nefret bizi yoğun bir yalnızlık batağına sokar. Çünkü çok güçlü enerjiye sahip olan nefret etrafına zarar verirken, kendi ruhunu da iğfal eder ve sını rlarını yok eder. Kabuslar kaçınılmaz olur.
Suçlamak gücümüzü kaybettirir. Yalnızlık ve güçsüzlüğün diğer adı depresyondur.
 
           Affetmenin önemi şu yaygınca bilinen hikayede ne güzel anlatılıyor:
 
        Öğretmen bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “hayatı deneyimleyerek öğrenmek ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der
öğretmen “şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!” Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamazlar. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der
öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.” Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor. Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk!”
 
Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:
“Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir lütuf olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.”
 
        Affetmeyi ancak affederek öğrenebiliriz.
        Gerçek affediş ancak güçlü bir insandan gelir. İçsel gücümüzü yeniden kazanmanın yolu da duygularımızın gerçek işlevini ve niyetini anlamak, duygularımızın armağanlarına sahip çıkmakla mümkün. Güçlü insan, gücüyle zarar verme gücüne sahipken bunu kullanmamayı seçiyor. Gerçek güç bu. Güçlü insanın güç gösterisi yapmaya ihtiyacı yoktur. O güçsüzlerin yolu.
Affetmek güçlüyü daha güçlü yapar, zayıfı ise güçlendirir. Affetmek cesurların işidir, korkakların değil. Affedemeyen kişinin ise başka  cezaya ihtiyacı yoktur.
 
Çok sevdiğim bir sözü burada tekrar etmek istiyorum:

Zalimler zayıf kişilerdir.
Sevecenlik güçlülerin işidir.
Birisi sana zarar vermişse, onu affetmekte zorlanıyorsan şöyle düşün: Ancak gerçek gücü olmayan kişiler başkalarına zarar verebilir. Nefret dolu, kızgın, suçlayıcı kişi kendi cehennemini de yaratmıştır.
Başkalarına zarar veren kişi asla güçlü olamaz. O bir zavallıdır. Ona ancak merhamet duyabilirsin. Onu zihninin gözünde küçücük, mini minnacık zavallı trajik bir figür olarak gör. Onun uğruna ziyan
ettiğin enerjini kendini iyileştirmek için kullan. Bu, her zaman kolay bir yolculuk olmuyor ama ödülü büyük bir yolculuk.

Bir yazardan alıntı yapmak istiyorum ‘Ben tecavüzcüme olan öfkemi böyle yendim.(yazar 20 yaşındayken San Francisco’da bıçaklı bir saldırganın tecavüzüne uğramış.) Yaşam enerjimi ona öfke duymaya harcayamazdım. Bu öfke beni tüketiyordu. O zavallı yaratık buna değmezdi. Bıçağın öldürücü gücüne sığınan bir zavallı. Ama ben gücümü yeniden kazanmaya, hayatımı zengin kılmaya değerdim.’
 
Başkalarına karşı hissettiğimiz tüm duygular, kendimize hissettiğimiz duygulardır. Bizden çıkar yine bize geri döner. Evrensel enerjinin yasası bu. Duygular enerjidir. Bu enerjileri sağlıklı bir biçimde iç
gücümüze katarak entegre ettiğimizde, ruhumuz zenginleşir ve Evrenle, kendi doğamızla uyum içinde dans eder. Duyguların iyileştirme ve onarım gücünü anladığımızda, onlara hoş geldin deriz.

          İşte o zaman daha sıkça duyguların adı umut, haz, neşe, mutluluk, ait olma, çekim, şefkat, sevecenlik, güven, doyum, saygı ve özgürlük olur. İşte o zaman karanlıkla aydınlığın ancak birlikte varolabileceği
gerçeğini tüm varlığımızla kabul ederiz. İşte o zaman duyguları iyi ve kötü diye etiketlemeyiz. Bir duyguyu bastırıp, bir diğerini yüceltmeyiz. Her duygunun hakkını veririz, mesajlarının armağanını
kabul ederiz.

            Gerçek Ruhsal Zeka, gerçek ruhsal bilinç, gerçek spiritüellik budur

Ruh Kardeşiniz

Dövme Yaptırma Kararım

‘ İçimizdeki ve Dışımızdaki Dünya Bir ‘ 

Bu başlık benim yeni dövmem oluyor. Tabi bunun Latincesi.’ Ne düşünürsen o olur, herşey sadece geri bildirimdir’  manasını taşıyor. Sırtımdakinden sonra -eğer dövmem yazı şeklinde olacaksa- Türkçe yaptırmamaya karar verdim. Türkiye’de yaşamaya devam ettiğim sürece bir dolu soruya muhatap kalmamak adına. Dövme yaptırmak nasıl riskli bir iştir o zaman anlamıştım. Sırtımın ortasına yaptırdığım o kocaman yukarıdan aşağıya inen ve kimilerince bu işin sülalemin adını yazdırmaya varana kadar uzayacağına dair abuk ilkokul esprilerine maruz kaldiktan sonra.

Her zaman her yerde olduğu gibi, kişi eğer birşeyden emin ise alayı gelse sallamıyor ki ben insanların fikrine önem vermemeyi oğreneli sadece birkac yıl oluyor. Yine de takmamıştım çünkü sırtımda annemle babamın adını taşımak istediğimden cok emindim.. Evet dövme yaptırmak risklidir.. Insanın fikirlerinin kemikleşmesi uzun zaman aldığı için risklidir.

 20 li yaşlarını sürüyorsan 20 farklı kişilik oluyorsun,; ateist olursun, hayır hayır hacca gitmeliyim olursun, lezbiyen olursun, sonra erkeklerden hoşlandığını  fark edersin… Herşey olursun.

Mesela ben bu saydıklarımı yaşamadım, çünkü  maalesef kendimi, ruhumu hiç bunları isteyip istemediğimi sorgulayacak kadar bile özgür bırakmadım. Bıraksam yine olmazdım belki, bilemiyorum ki.. Neticede eğer şu son 10 yılıma endeksli dövmeler yaptırmış olsaydım vücudum da tam bir kaos ortamı olur du buna eminim :)

Ben hala değişim sürecindeyim.  Hem de cok fena…  Bazen kafayı yemekten korkmuyor değilim.  Kuantum fiziği, reiki, NLP, beyin frekans cd’leri.. Hepsine üyle bir açlıkla saldırıyorum ki daha bu konularda öğrenmem gereken çok şey var telaşesi ve bunun doğurduğu keyifle tüm zamanımı bunlara ayırabilirim. Yine de hiç bir zaman değişmeyeceğine inandığım bu düşüncemin dövmesini yaptırmak için sabırsızlanıyorum. Bundan pişman olmayacağım, ama olursam da ilk sizinle paylaşacağım :) Yaşaşın değişim!

Ruh Kardeşiniz

Terk Ediliş ile Egosu Yaralanmış Kadın Davranışı

Ilk büyük aşkının kendine yakışır büyüklükteki terkediliş acısını atlattıktan sonra kendinde geriye kalanıyla hayatına devam ederken -şanslı insanlardan biri olarak- ikinci bir aşka ve bunu muteakip yine görkemli bir terkedilişe maruz kalmıştı. O günleri nasıl zordu, nasıl yaralanmıştı. Çoğumuzun bildiği o “ne uyumak, ne de yaşamak istememek” zamanlarından bahsetme gereği duymuyorum. Bahsedeceğim şey; onun egosunun nasıl yaralandığı ve savunma mekanizmalarının alarma geçmiş bir şekilde var gücüyle devreye girişi, adeta Freud’un egosal tespitlerine yenilerini ekleyebilecek kadar çok malzeme verecek derecede sağlıksız bir ruh haline bürünmesi..

 
Bunların hiç birini -yaptığım ufak tefek araştırmaları saymazsak- bilimsel verilere dayanarak yazmayı düşünmüyorum. Her yazımı kendi yaşanmışlıklarıma dayanarak yazacağım.

  ÇÜNKÜ ÖYLE   benim köşem ve ben kendi algılarımla acı çeken arkadaşımdaki kişisel gözlemlerimi yazmak istiyorum. Sanıyorum sizlerin de yabancı olmadığı bir konu olmalı egosu yaralanmış kadın davranışları. 
Başlarda ondaki değişimi çok farkedememiştim ama neden bu şekilde davrandığını  anladığımda onun adına derin bir üzüntü duydum. Onun artık aşk acısı çekmediğini biliyordum ama iki büyük terkedilişin ardından egosundaki büyük hasarın boyutunu anladığımda ne kadar yaralandığını iyice anlamış oldum. Artık o, herşeyi kendi istediği, canının acımayacağı ama OLDUKÇA çarpık bir şekilde algılar olmuştu. Belki zaten önceden de buna musaitti  içsel düzeni ve bunlar tuz biber oldu. Bunu bilmiyorum. Dediğim gibi bilimsel konuşabilecek birikime sahip değilim. Ancak özellikle kadın psikolojisini yaşamış ve sindirmiş bir kadından daha iyi kim anlayabilir ki.
Ona dair örnek mi istersiniz? Buyrun başlayalım:
1.  Ondan hoşlanmadığını  bildiğimiz ortak bir erkek  arkadaşımızın , kendisinden çok hoşlandığına dair kendini inandırmış durumda, onun kız arkadaşından yeni ayrıldığımış olması gerçeğile tekrar birine bağlanmaktan deli gibi korktuğu için kendisinden uzaklaşmaya calıştığını zannediyor. ( Ben sevilmeyecek bir insan değilim, her erkek benden hoslanir, gidenler de zaten aptaldı, kesin başka bi sebep vardır ! )
2.  Sohbet ederken araya girip geçen gün bir çocuğun kendine dizdiği övgü dolu sözlerden bahsedip, konuyla hiç bir alakası  olmadığını  fark edince komik olma olasılığına sahip farklı olalara ve konulara  bağlamaya calışıyor.  (Terkedilmiş olabilirim ama ben hala güzelim tamam mı ! )
3.  Facebook’ta “lütfen artık arkadaşlık teklifi yollamayın, tanımadıklarımı kabul etmiyorum” tadında status ler yazmalar. (Sadece tek bir fotoğrafımla bile bana yoğun ilgi gösteriliyor ! )
4.  Hayatım da tanıdığım en kompleksiz insanin , kendisine yönelik aslında tamamen yapıcı olan eleştirisini haftalarca aklında tutup, bir gün bana “beni kıskanıyor olabilir mi” diye sorması bana gore zirveydi!

Örnekler uzaaarrr gider, siz de biliyorsunuzdur, görmüşsünüzdür, yok hiç olmadı yaşamışsınızdır.
Kişinin illa büyük bir yıkım yaşamasına gerek kalmaksızın, kompleks ve güçsüzlükten doğan savunma mekanizmalarıyla donanmasını da ( ki hepimizde belli olçüde zaten var)  bir diğer arkadaşım bana ispat etmistir var olan tüm kalkanlarıyla diken üstünde bir yaşam sürerken. Kırılmaktan öyle korkar olunur, öyle öz güven eksikliği vardır ve öyle güçsüzdür ki, kendine dair algı çarpıklığının açık ara önde finalisti olmaya hak kazanır.

 Çok tatlı ve iyidir ama böyledir işte. Bunlar beni uzaklaştırmaz arkadaşlığımızdan, neyi neden yaptığını bildikten sonra bu yüzeysellikten derine inme savaşımını  kazanıyorsam – ki genelde işler bende böyle yürüyor neyse ki- benim için halen aynı guzelliktedir bu insanlar.

İşi zora koşan konu ise bu insanlara farkındalıklarını arttırmak adına yapılacak konuşmaların da yanlış anlaşılabilecek olma ihtimalidir. Nerden başlayabilirsin ki tüm bu çarpıklıkları kırmadan anlatmaya?  Belki  ‘ Sen de onu kıskanıyorsundur ‘ da ondan bunları ona söylüyorsundur  ha ?  Olur olur… Bunu düşünmez mi, düşünür… Çünkü bunu anlamak, kabul etmek, kendisiyle yüzleşmek demektir, derinine inmek demektir. Kendisiyle yanlız kalmaktan, kendi içini görmekten korkan bir insana nasıl yardım edilebilir ?

Ben ufak ufak en uygun zamanları kollayarak başlıyorum işe. Fakat işlerin hiç kolay ilerlemediği de bir gerçek.  Ama unutmamak gerekir her güzel şey zaman ve emek ister.

Sizin de benzer hikayeleriniz varsa lütfen fikir sormak adına veya sadece paylaşmak adına bana yazmaktan çekinmeyin. Yazmak için orum kısmını kullanabilirsiniz.  Kişisel email atmak isteyenler iletişim sayfasından bana email atabilirler.
Hakkımızda hayırlısı
Ruh  Kardesiniz :)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.