Hangi Kadın

Kadın olmayı yeniden keşfetmek mi istiyorsunuz?

Öz güveninizi yitirdiniz? 

Özel yaşamınız kısır döngüye mi girdi ?

Size yakışan kıyafet sayısı bir elin beş parmağından daha mı az?

Sex anlamını mı yitirdi ?

Evde hizmetçi gibi mi hissediyorsunuz ?

Sorunlarınızı olduğu gibi ve tüm gerçekliğiyle paylaşabileceğiniz bir dostunuz mu yok?

Eşiniz erkek kardeşinize ve hatta çocuğunuza mı dönüştü ?

İçinizde daha fazlasını yapabilecek bir gücün varlığını hissediyorsunuz ama bir türlü harekete mi geçemiyorsunuz ?

 

Yalnız değilsiniz…   Adım adım bir kadının hayatında karşılaştığı sorunlara derinden bakarak çözüm getireceğiz.

 

Özel hayatımızda karşılştığımız ve bizi ruhen ve bedenen güçsüz bırakan problemlerin bir çoğunu tekrar kadınlığımızı keşfederek ve özgüvenimizi kazanarak ortadan kaldırabiliriz. Bunun için konuşmaktan, sorunları açık açık tanımlamaktan  ve masaya yatırmaktan,  en önemlisi çözüm için hareket etmekten korkmamanız gerekiyor.

 

Korkmadan, çekinmeden üç defa  yüksek sesle tekrar edin.  

 

Sorunlarımdan korkmuyorum, utanmıyorum

Adım adım hepsiyle yüzleşmeye hazırım

Mutluluğum için hareket etmeye hazırım

Kendimi tüm  gerçekliğimle kucaklamaya hazırım.

Ben  Kadınlığımın gücünü keşfetmeye hazırım.

Gerçek Affediş

Bu yazıyı Affetme Kararı yazısının devamı olarak ele alıyorum.

          Gerçek affediş kendinin ve başkalarının hatalı davranışlarına mazeret bulan kibar, gözü yaşlı anlayış içinde tevazuuyla bir başı öne eğme değildir. Herkesin yanlış yapsa da elinden geldiğinin en iyisini yaptığını savunan yüce bir anlayış da değildir. Affettim demekle de affetmek gerçekleşmiyor.

        Kızgınlığın, nefretin, suçlamanın ve utancın, gerçek affediş yoluyla içimizde entegre olması için, yine onlardan yararlanmamız gerekiyor. Kızgınlığımızın, nefretimizin, suçlamamızın hedefi olan kişilerden duygusal olarak kopabilmek, onları zihnimizi bedava kiracısı olmaktan
çıkarabilmek, sınırlarımızı yeniden güçlü bir şekilde inşa etmek için sağlıklı kızgınlığın enerjisine ihtiyaç duyarız. Kendi yadsıdığımız benliğe sahip çıkmak ve bütünleşmek için nefretin
gölgelerini aydınlığa çıkarmaya ihtiyaç duyarız.
 
          Öz sorumluluğumuzu almak, yapılan hatada kendi payımızı görerek ders çıkarmak ve gelişmek için sağlıklı suçluluğun yardımına ihtiyaç duyarız.
 
         Affetmek, gerçek gücümüzü yeniden kazanmak ve gücümüze sahip çıkmaktır.
       Affetmezsek ya da sahte kabulle ve suni bir affedişle affettiğimizi sansak bile; kızgınlık patladığında, bizi saldırganlaştırır ve insanları bizden uzaklaştırır.
 
        Nefret bizi yoğun bir yalnızlık batağına sokar. Çünkü çok güçlü enerjiye sahip olan nefret etrafına zarar verirken, kendi ruhunu da iğfal eder ve sını rlarını yok eder. Kabuslar kaçınılmaz olur.
Suçlamak gücümüzü kaybettirir. Yalnızlık ve güçsüzlüğün diğer adı depresyondur.
 
           Affetmenin önemi şu yaygınca bilinen hikayede ne güzel anlatılıyor:
 
        Öğretmen bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “hayatı deneyimleyerek öğrenmek ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der
öğretmen “şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!” Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamazlar. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der
öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.” Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor. Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk!”
 
Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:
“Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir lütuf olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.”
 
        Affetmeyi ancak affederek öğrenebiliriz.
        Gerçek affediş ancak güçlü bir insandan gelir. İçsel gücümüzü yeniden kazanmanın yolu da duygularımızın gerçek işlevini ve niyetini anlamak, duygularımızın armağanlarına sahip çıkmakla mümkün. Güçlü insan, gücüyle zarar verme gücüne sahipken bunu kullanmamayı seçiyor. Gerçek güç bu. Güçlü insanın güç gösterisi yapmaya ihtiyacı yoktur. O güçsüzlerin yolu.
Affetmek güçlüyü daha güçlü yapar, zayıfı ise güçlendirir. Affetmek cesurların işidir, korkakların değil. Affedemeyen kişinin ise başka  cezaya ihtiyacı yoktur.
 
Çok sevdiğim bir sözü burada tekrar etmek istiyorum:

Zalimler zayıf kişilerdir.
Sevecenlik güçlülerin işidir.
Birisi sana zarar vermişse, onu affetmekte zorlanıyorsan şöyle düşün: Ancak gerçek gücü olmayan kişiler başkalarına zarar verebilir. Nefret dolu, kızgın, suçlayıcı kişi kendi cehennemini de yaratmıştır.
Başkalarına zarar veren kişi asla güçlü olamaz. O bir zavallıdır. Ona ancak merhamet duyabilirsin. Onu zihninin gözünde küçücük, mini minnacık zavallı trajik bir figür olarak gör. Onun uğruna ziyan
ettiğin enerjini kendini iyileştirmek için kullan. Bu, her zaman kolay bir yolculuk olmuyor ama ödülü büyük bir yolculuk.

Bir yazardan alıntı yapmak istiyorum ‘Ben tecavüzcüme olan öfkemi böyle yendim.(yazar 20 yaşındayken San Francisco’da bıçaklı bir saldırganın tecavüzüne uğramış.) Yaşam enerjimi ona öfke duymaya harcayamazdım. Bu öfke beni tüketiyordu. O zavallı yaratık buna değmezdi. Bıçağın öldürücü gücüne sığınan bir zavallı. Ama ben gücümü yeniden kazanmaya, hayatımı zengin kılmaya değerdim.’
 
Başkalarına karşı hissettiğimiz tüm duygular, kendimize hissettiğimiz duygulardır. Bizden çıkar yine bize geri döner. Evrensel enerjinin yasası bu. Duygular enerjidir. Bu enerjileri sağlıklı bir biçimde iç
gücümüze katarak entegre ettiğimizde, ruhumuz zenginleşir ve Evrenle, kendi doğamızla uyum içinde dans eder. Duyguların iyileştirme ve onarım gücünü anladığımızda, onlara hoş geldin deriz.

          İşte o zaman daha sıkça duyguların adı umut, haz, neşe, mutluluk, ait olma, çekim, şefkat, sevecenlik, güven, doyum, saygı ve özgürlük olur. İşte o zaman karanlıkla aydınlığın ancak birlikte varolabileceği
gerçeğini tüm varlığımızla kabul ederiz. İşte o zaman duyguları iyi ve kötü diye etiketlemeyiz. Bir duyguyu bastırıp, bir diğerini yüceltmeyiz. Her duygunun hakkını veririz, mesajlarının armağanını
kabul ederiz.

            Gerçek Ruhsal Zeka, gerçek ruhsal bilinç, gerçek spiritüellik budur

Ruh Kardeşiniz

Affetme Kararı

              Kim var ki bu dünyada birilerini kırmamış, birileri tarafından kırılmamış olsun. Hepimiz birileri tarafından incitildik, hepimiz birilerini incittik. Kızdık, içerledik, öfkelendik, darıldık, küstük, nefret ettik. -İçinde anne babana, kardeşlerine, bazı akrabalarına, eşine duyduğun kızgınlık, öfke, içerleme, intikam alma gibi duygular var mı? Bu insanlarla konuşmayı, görüşmeyi reddediyor musun? Ya da en iyi haliyle görevlerini yapmakla sınırlı tuttuğun ilişkilerini katlanarak mı sürdürüyorsun?

 -Çocukluğunda sana davranıldığı gibi çocuklarına davranmayacağına söz verdiğin halde, şimdi kendini bağırırken, vururken, dırdır ederken yakalıyor musun? Onlara, bir zamanlar sana söylenmiş ve seni incitmiş sözlerin benzerini sarf ettiğin için kendine kızıyor musun? -Bir zamanlar en iyi dostun olan kişiyi kırdığın ya da kırıldığın için kaybettiysen, sırf gururun yüzünden affetmeye ya da af dilemeye yanaşmıyor musun? -Sıkça içinde bir türlü ismini koyamadığın bir boşluk hissediyor musun? Bu boşluğu alkol, ilaç, aşırı yemek, aşırı çalışmak, kumar ya da kredi kartı limitini ve maaşını çook aşacak kadar alışveriş yaparak doldurmaya çalışıyor musun?

-Bazen sanki geçmişini tekrar ederek yaşıyor duygusuna kapılıyor musun? Oyuncular değişse de geçmişte seni incitmiş olan anne babanın, eski sevgililerinin, eski arkadaşlarının, eski patronlarının yerini yine benzerlerinin almış olduğu duygusunu yaşıyor musun? -İncitilme ve reddedilme korkusuyla yeni arkadaşlıklar kurmaktan çekiniyor musun?

- İnsanların sana yaklaşmasını önlemek için etrafına koruma duvarları ördüğünü ama bu duvarların arkasına kendini de hapsettiğini fark ediyor musun? Bu yüzden kendini yalnız, başkalarından uzak ve yabancılaşmış hissediyor musun?

 -İster bir iş görüşmesi olsun, ister yeni birisiyle randevu, bunun da diğerleri gibi başarısızlıkla sonuçlanacağına, hayal kırıklığı yaşayacağına inanıyor musun?

-İş hayatı olsun, özel hayat olsun sadece yapman gerekeni yapıp, yeni riskler almaya cesaretin ya da enerjin olmadığını söylüyor musun? -İnsanlara genel anlamda güven duymuyor musun?

-Yaşamında her şey olsa bile, yine de tam olmadığını, bir şeylerin eksik olduğunu hissediyor musun?

-İçinden bir türlü atamadığın suçluluk duygusu ve değersizlik duygusu enerjini tüketiyor, motivasyonunu ve kontrol duygunu kaybettiriyor mu?

Bu sorulardan birine ya da daha fazlasına “Evet” yanıtı verdiysen, yaşamında kendini ya da başkalarını affedemediğin kızgınlık, incinme, öfke halatı ayaklarına dolanmış ve seni ileriye adım atmaktan alıkoyuyor olabilir. Bu duygu, enerjini çalıyor, kendini sevmeni engelliyor, yaşam hazzından seni mahrum ediyor, geleceğe umutla ve coşkuyla bakmanı engelliyor. Affetmemek, bizim iyileşmemizi, sağlıklı ve doyumlu bir yaşam sürmemizi engelliyor. Yoksa sen seni inciten insanların, seni iyileştirmesini mi bekliyorsun?

 Affetmek, geçmişi geçmişte bırakıp, anı yaşama ve geleceğe umutla bakma özgürlüğünü verir bize. Affetmeye yanaşmıyorsun çünkü affetmediğinde hayatında yanlış giden şeyler için onları suçlamaya devam edebilirsin. Mutsuz yaşamının sorumlusu da suçlusu da onlardır. Affetmediğinde, sen hala bir kurban, yanlış yapılan kişi konumunda kalırsın. Sana bu kötülüğü yapan kişi “kötü kişi” olacağı için sen otomatikman “iyi kişi” konumuna kendini oturtursun. Hayatı siyah beyaz olarak algılamak, diğer renkler ve tonlarıyla uğraşmaktan daha kolaydır. Affetmemek, seni yaraladıklarında yaşadığın güçsüzlük ve acizlik duygusunu telafi etme illüzyonunu yaratır. Suçlu kişiyi zihninin zindanında hapiste tuttuğun sürece, kendini acayip güçlü hissedersin. Çünkü hiç kimse seni affetmeye zorlayamaz, kinini durduramaz. Affetmemek, hem daha önce seni inciten kişilerden, hem de yeni kişilerden gelebilecek olası incinmelerden koruduğu illüzyonunu yaşatır sana. Acını, öfkeni beslediğin sürece olası tehlikelere karşı zırhını kuşanmış olarak beklersin. Böylece artık kimse seni incitemez, yaralayamaz, taciz edemez, reddedemez. Oysa; Affetmek unutmak değildir.

 İnsanları affettiğimizde geçmişte yaşanan deneyimleri unutmayız. Unutmamalıyız da. Bu deneyimler, zamanında bize çok acı vermiş olsa da kazandığımız derslerdir. Bizim, yeniden kurban konumuna düşmemek ya da başkalarını kurbanımız konumuna düşürmemek için yaşanmış bir ders. Affetmek, affettiğimiz kişilerin davranışlarını onaylamak değildir. Affettiğimizde geçmişin bugünümüz üzerindeki yıkıcı etkisini ortadan kaldırırız. Bu, onların bir zamanlar yaptığı şeyin doğru, haklı ve onaylanabilir olduğu anlamına gelmez. Yapılanların kabul edilebilir, önemsiz, çok da kötü olmadığı anlamına gelmez. Yapılanlar kötüydü. Acıttı. Hayatımızı etkiledi. Aslında gerçek affediş tam aksine, olanı yadsıdığımız, minimize ettiğimiz, karşımızdakini haklı çıkardığımız ya da bize zarar veren davranışı hoş gördüğümüz durumda gerçekleşemez. Affetmek, affettiğimiz kişiden daha “büyük” olduğumuzu göstererek, onu kendimize ebediyen borçlu kılmak değildir.

Yargılayıcı Tanrı konumundan, hoşgörülü Tanrı konumuna geçerek, yine de kişiyi kendisini “günahkar” olarak hissettirmek gerçek bir affediş değildir. Affetmek fedakarlık değildir. Dişlerimizi sıkarak, bizi inciten kişiye katlanmamız, güler yüz maskesi takınmamız gerçek bir affediş değildir. Çünkü bu durumda gerçek duygularımızı yutmuş oluruz. Bu tavır hem zordur, hem de hayatımızdan haz duygusunu çalar. Affetmemek, kızgınlık duyduğun kişileri zihninde bedava kiracı olarak oturtmak demektir. Günah değil mi, zihnini boşu boşuna işgal etmelerine izin vermeye? Affetmek için haklı- haksız mücadelesine girersen, haklı olmanın senin için huzurlu ve mutlu olmaktan daha önemli olduğuna dikkat et. Haklı olmaya çalışmak, haksız olmaktan korkmaktan kaynaklanır.

 Affetmek bir “Kozmik Unutma”dır Affetmek, ruhsal iyileşme sürecinin doğal yan ürünüdür. Affetmek, içsel bir süreçtir. Affetmek, kendimize duyduğumuz saygının artmasını sağlayan bir özgürleşme sürecidir. Affetmek, geçmişten gelen olumsuz duygu yükünden özgürleşmektir. Olayı hatırlamak ama olayın duygu deposunu boşaltmaktır. Affetmek, bizi inciten kişilere duyduğumuz cezalandırma ihtiyacından vazgeçerek kendi tutsaklığımızdan vazgeçmektir. Affetmek, onlara hangi cezayı verirsek verelim bize yetmeyeceğinin farkındalığıdır. Affetmek, intikam, öfke, kızgınlık gibi duygularla ziyan ettiğimiz yaşam enerjisini, yaşam kalitemizi yükseltmek, mutlu ve doyumlu olmak için kullanmayı seçmektir. Affetmek, yaşamın geçmişinde takılıp kalmak yerine, yaşam yolculuğunda yeni deneyimlere açık hale gelebilmektir. Ve affetmek, başkası için değil, kendimiz için yaptığımız bir özgürleşme seçimidir. Kendi boynumuzdaki, kendi ayaklarımızdaki zincirlerden özgürleşme seçimi. En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek, bu yolculuğun kestirme yolu. Öfke, kırgınlık, kızgınlık, nefret, intikam, suçluluk duygusu bastırıldığında da, patladığında da bizi olduğumuz yere çiviler ve gelişmemizi engeller. Affetmek, çivileri söker, sadece yürüme özgürlüğünü yeniden kazanmakla kalmayız, koşma, dans etme, uçma özgürlüğünü de tadarız.

Gerek bizim hatalarımıza, gerek başkalarının bize yaptığı hatalara gübre olarak bakalım. Gübre, affetmenin toprağıyla karıştığında, aldığımız ürün bol olur. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi de barındırır; dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile. Affetmek, öfke ve intikama yatırım yapmaktan vazgeçmektir. Neye yatırım yaparsak o çoğalır. Affetmek, hayatımızın en özgürleştirici ve zenginleştirici yatırımıdır. Affetmenin karşındaki kişiyi değil, seni özgür bırakacağını anla. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zaman bulamazsın. Ellerini yumruk haline getirenler, tokalaşamazlar. Herkesi “gerçekten” tanırsan, herkesi affedersin. Affetmek, içsel yolculuğun temel basamaklarından biri ve kendimizle barışık olma yolunda kocaman bir adım.

Bu adımı atmaya hazır mısın?

Ruh Kardeşiniz

Kocanızı Daraltmayın

Evlilik sanatı;.

Özellikle evlendikten bir iki yıl sonra eşler karşılıklı  değişmeye başlar. Eşinizin size dair farkındalıklarının azaldığını, ev ile , ev düzeniyle siz söylemedikçe ilgilenmediklerinin farkına varmaya başlanır.  Hatta bazen evlilik ilişkisi,  kardeş ilişkisine dönüşür. Ev ise elektronik ve inşaatsal alanların dışında sadece kadının  hakimietinde ve erkeğin pek bir fikri olmadığı bir yaşam alanıdır.

Tüm kalbinizle kocanızla beraber evinizde huzurla oturmak, beraber  kaliteli ve manevi olarak doyumlu vakit geçirmek artık beraberken zaman öldürmemek istiyorsunuz. Ve bu ortamı sağlayamadığı için kocanızı suçluyor ve hatta tam tersine gözünüze gün be gün daha bir sünepe  görünmeye başlıyor ve bu da sizi O’ndan uzaklaştırıyor mu?

Işte asıl yanlış burada başlıyor. Karşıdan beklemek yerine harekete geçme zamanı.

Ne olmadığınızı  hatırlayalım önce;

Özellikle Türk toplumunda kadın küçük yaştan itibaren yetiştirilirken bir gün ‘anne olacak’ mantalitesi içerisinde iyi bir anne olmak üzere yetiştirilir.  Hatırlayın ki : Siz kocanızın annesi değilsiniz.  Yüksek sesle tekrar edin ‘Ben kocamın annesi değilim’, bir daha tekrar edin ‘Ben kocamın annesi değilim’. Ve niye olasınız ki. Evlilikler için en tehlikeli durum kadının annelik iç güdüsüyle  kadın  ve eş olmaya çalışmasıdır.

Evlilikte kadınlık annelik yapmak değildir. Eşinize annelik yaptığınız sürece ondan size ve evine istediğiniz özeni ve dikkati göstermesini bekleyemezsiniz.  

Kabullenmeniz gereken noktalar:

Kadın da erkekte özgür ruhludur. Evlilik kararını birbirlerini boğmak ve küçücük baskıcı ve sıkıcı bir dünyaya hapsetmek için almamışlardır.

Bırakın evini kendi evi gibi hissetsin.  Onun hareketlerini izlemekten vazgeçin. Hangi odaya ne yapmak için veya ne almak için gittiği sizi hiç ilgilendirmez.  O ev eşinizinde yaşama ve rahatlama alanı.

Arkadaşları geldiğinde onlarla beraber oturmanıza gerek  yok. Sizin kendi hayatınız ve kendinize dair yapacak işleriniz yok mu da onun hayatından da pay almaya çalışıyorsunuz.

Siz kendinize nasıl davranırsanız, kendinizi nasıl görürseniz  kocanızda size o şekilde davranacak ve görecektir.   

Hiç kimse mızıldanan, sürekli yaptığı işlerden ve hayattan şikayet eden insanların yanında olmaktan keyif almaz. Mızıldanmayı ve şikayet etmeyi kesin. Yaptığınız iş ne kadar zor olursa olsun her durumda o işi yapacak olan kişi sizsiniz bu yüzden en azından  şarkı mırıldanarak yapın. Özellikle kocanıza mızıldanmaktan ve şikayet etmekten vazgeçin.  Kocanızla her karşılaştığınızda sırf konuşmak  adına konuşmak ve homurdanmak zorunda değilsiniz. Bazen herkesin sessizliğe ihtiyacı vardır.

Yalnız kalmayı öğrenin. Her insanın zaman zaman tek başına kalıp kendisi ile vakit geçirmesi, kafasını toplaması, hiç olmazsa gözden uzak saçmalama ihtiyacı vardır. Bunu kendinize yaratın.

En önemlisi kocanızında sizin gibi bir insan olduğunu ve insanların sadece fiziksel ihtiyaçlarının değil ruhsal, manevi ve duygusal ihtiyaçlarının da olduğunu hatırlayın ve kabullenin.  

Kocanız sizin babanız değil. Onunda sizin olduğu gibi zaman zaman sorgulanmadan kabullenilmeye, ilgi görmeye, omuzlarındaki yükü paylaşmaya , evinde rahat etmeye, arkadaşlığa… ve eşine  ihtiyacı var.

Hatırlayın ki evli olduğunuz adam çocuk yaşlardan itibaren ev ve aile sorumluluğu alma baskısıyla büyümüştür ve artık daha fazla baskıyı yok saymaya başlamıştır.  Ne düşündüğünü veya ne hissettiğini onun beyninin içinde bile olsak  bilemeyiz.  Bu yüzden kendinizi perişan etmeyin de bırakın evliliğin tadını çıkartasınız.

Yapmanız gerekenler;

  1. Eşiniz için aciliyeti olanlar dışında alışveriş yapmaktan vazgeçin.
  2. Evde faturalar veya sorunlarla ilgili konuşmaları en aza indirin. Aciliyeti olanlar ve gerekli temel bir iki nokta dışında borçlarla ilgili konuşmalar yapmayın.
  3. ‘Ben sana demiştim ! ‘ bakışını, imasını, cümlesini hayatınızdan çıkartın. Birbirine üstünlük sağlamayan taraf değil, birbirinizin desteği olun.
  4. Hafta sonu kendiniz için plan yapın ve en az bir hafta önceden kocanıza haber verin.  O bilmek isterse planınızın detaylarını anlatın eğer bilmek gibi bir arzusu yoksa onu gereksiz bilgi bombardımanına sokup yormayın.
  5. En azından hafta da bir eşiniz yemek yapsın.   Mutfağın daha sonraki dağınıklığı ve pisliğiyle ilgili yorum yapmayın.
  6. Hesap sormaktan vazgeçin. Anlatmak istediğini anlatsın anlatmak istemediğini anlatmasın.   
  7. Konuşurken (sohbet ederken ) sorgulamak yerine konuşmaya eşlik edin.  Sohbetlerin bir çoğu kadın tarafı için alttan alta olduğu zannedilen ve  daha fazla soruşturma ve sorgulama üzerine kurulmuştur.  Beyninizi rahat bırakın.

Kulağa kolay gibi gelen bu birkaç temel tavır değişikliği yıllardır süre gelen alışkanlıklarımızın ve öğrenilmişliklerimizin tersi olduğu için uygulama sırasında sürekli kendi kendinize hatırlatma yapmanızı gerektirecek tavır değişiklikleridir. Kendinizi her sorgulayıcı, düzenleme ve bilme arzulu, anne tavırlı …vb ruh halleri içerisinde  yakaladığınızda kendinize tekrar tekrar hatırlatın;

                ‘Kocanız sandığınızdan daha zeki ve becerikli. Siz onun annesi değil ‘ karısı‘ sınız. O kendini de sizi de korumayı biliyor‘ .

Onu sorgulamayı bıraktığınız anda kendi kişiliğinizin tadına varıp kocanızla beraber bir hayatı gerçek anlamıyla paylaşmaya  başlayacaksınız.

Çaba Gösterin;

Kendi kişiliğinizi, bireyselliğinizi ve hayat enerjinizi kazanmak için, kocanızla, eşinizle evli olmanın tam olarak tadına varabilmek için O‘nu ve kendinizi rahat bırakmanız gerekli. Kendinizi ve kocanızı özgür kılın. Evliliklerin en büyük yıpratıcısı kadının kendisidir aslındır. Bu evliliği aileniz değil, toplum değil, arkadaşlarınız değil ve hatta çocuklarınız değil siz yaşıyorsunuz. Bu sizin evliliğiniz ve sizin hayatınız. O zaman hatırlamanız gereken en önemli nokta kocanızı ve kendinizi rahat bırakmanız gerektiği.

Çabalarınız karşılığında inanın bana çok memnun kalacaksınız. Haydi bakalım biraz terleyelim.

Dövme Yaptırma Kararım

‘ İçimizdeki ve Dışımızdaki Dünya Bir ‘ 

Bu başlık benim yeni dövmem oluyor. Tabi bunun Latincesi.’ Ne düşünürsen o olur, herşey sadece geri bildirimdir’  manasını taşıyor. Sırtımdakinden sonra -eğer dövmem yazı şeklinde olacaksa- Türkçe yaptırmamaya karar verdim. Türkiye’de yaşamaya devam ettiğim sürece bir dolu soruya muhatap kalmamak adına. Dövme yaptırmak nasıl riskli bir iştir o zaman anlamıştım. Sırtımın ortasına yaptırdığım o kocaman yukarıdan aşağıya inen ve kimilerince bu işin sülalemin adını yazdırmaya varana kadar uzayacağına dair abuk ilkokul esprilerine maruz kaldiktan sonra.

Her zaman her yerde olduğu gibi, kişi eğer birşeyden emin ise alayı gelse sallamıyor ki ben insanların fikrine önem vermemeyi oğreneli sadece birkac yıl oluyor. Yine de takmamıştım çünkü sırtımda annemle babamın adını taşımak istediğimden cok emindim.. Evet dövme yaptırmak risklidir.. Insanın fikirlerinin kemikleşmesi uzun zaman aldığı için risklidir.

 20 li yaşlarını sürüyorsan 20 farklı kişilik oluyorsun,; ateist olursun, hayır hayır hacca gitmeliyim olursun, lezbiyen olursun, sonra erkeklerden hoşlandığını  fark edersin… Herşey olursun.

Mesela ben bu saydıklarımı yaşamadım, çünkü  maalesef kendimi, ruhumu hiç bunları isteyip istemediğimi sorgulayacak kadar bile özgür bırakmadım. Bıraksam yine olmazdım belki, bilemiyorum ki.. Neticede eğer şu son 10 yılıma endeksli dövmeler yaptırmış olsaydım vücudum da tam bir kaos ortamı olur du buna eminim :)

Ben hala değişim sürecindeyim.  Hem de cok fena…  Bazen kafayı yemekten korkmuyor değilim.  Kuantum fiziği, reiki, NLP, beyin frekans cd’leri.. Hepsine üyle bir açlıkla saldırıyorum ki daha bu konularda öğrenmem gereken çok şey var telaşesi ve bunun doğurduğu keyifle tüm zamanımı bunlara ayırabilirim. Yine de hiç bir zaman değişmeyeceğine inandığım bu düşüncemin dövmesini yaptırmak için sabırsızlanıyorum. Bundan pişman olmayacağım, ama olursam da ilk sizinle paylaşacağım :) Yaşaşın değişim!

Ruh Kardeşiniz

Depresyonu Uzaklaştırmak için…

Depresyona fiziksel kondüsyonumuz aralığından bakalım…           

  30 lu yaşlardan sonra vücudumuz da özellikle kalça ve baldırlar da gözle görülür ve elle hissedilir değişimleri saklayamamaya başlarız.  Vücudumuz  20 lerindeki  diriliğini kaybetmeye başlar.

Yumuşar,  baldırlarda  selulit oluşum çığlıkları hızla yükselir.  Etrafimiz da bulunan hemcinslerimizi daha dikkatli ve artan aralıklarla incelemeye başlarız.  Fiziği ‘hafif bozulmaya yüz tutmuş’ ların artan rakamı içimizi rahatlatır, derin nefes aldirir bize.

Ne diyorsunuz?  Bu tamamen biyolojik  bir olay ve gayet normal mi ?  Evliliklerin yavaş yavaş arkadaşlığa ve kardeşliğe dönüşmesi de normal, sizin gün be gün vücudunuzdan utanmanız ve artan depresyonunuzu kamufle yöntemlerince tıkanmış olmanızda normal……

Hayır, bunların hiçbirisi normal değil. siz kendiniz inandırmak ve bu inandırmayla beraber kandırmak istiyorsanız evet normal olduğunu tekrar etmeye devam edin.  İstemediğiniz hiç kimse olmak zorunda değilsiniz , ve aynadaki yansımanızı istemiyorsanız, kocanızın veya sevgilinizin alıcı gözüle bakmadığı kalçaları istemiyorsanız buyurun bakalım, günlük hayatınızda yapacağınız bir kaç değişiklik ve biraz sabır diyorum size…

Daha bu günden sadece 50 yıl öncesinin şartlarını düşünecek olursak, bizim günlük akışımız içerisinde sadece ihtiyaç olarak görüp algıladığımız  bizi bedenen mümkün olan en az miktarda  hareket etme; hatta hareket tembelligine itecek araçlar ya mevcut değil veya kullanımları bugünkü kadar yoğun değildi.  

Peki azıcık  selulitin veya kas yerine yağ ile kaplanmış bedenin ne zararı var ?

Bu durumundan  memnun olanlar zaten bugün bu sayfayı okumuyorlar değil mi?

Fiziken hareket etmenin ve hareket kabiliyetine sahip olmanın ne gibi farklı etkileri olabilir üzerinizde;

Kasın,  yağ tabakasına göre kontrol kabiliyeti vardır ve tensel dokunsal hassasiyeti  kat be kat fazladır. Yani seks açısından bakılacak olursak

1- Bedenen formda  olan kişiler sekste dokunuşları daha derin  hissederler.

2- Bedenen formda olan kişilerin sekste hareket kabiliyetleri ve kontrolleri daha fazladır

Psikoloji ve vücut mekaniği açısından  ayrı ayrı ele alacak olursak;  depresyon,  hareket etme isteksizliği (takatsizlik, içinden hiçbirşey yapmak gelmemesi, genel isteksizlik..vb), özgüven kaybı  gibi gündelik yaşantımızda nedenlerini kaynağını isimlendiremediğimiz durumlarımızdan fiziksel olarak hareket etmeye başlayarak kurtulabiliriz.

Benim dört yıl önce kendi üzerimde uygulamaya başladığım ve altı ay içerisinde hayatımın bambaşka bir yöne akmaya başladığı yöntemi paylaşacağım sizinle.

                      HAREKET ET

YaŞam sitiliniz de ufak değişiklikler yaparak spor salonuna gitmeden nasıl enerjik olunur. 

Ilk kural : ENERJI ENERJIYI DOGURUR… HAREKET ETME ZAMANI

Burada kilit nokta her bir basamağı yapmak isteyip istemediğiniz veya yapıp yapamayacağınızı  sorgulamadan sadece yapmanız. Düşünmeyin, kendinizle tartışmayın ve sadece uygulayın.

  1. Yürüyün:   

                                                                           i.      Işe otobüs ile veya toplu taşıma vasıtalarıyla gidip geliyorsanız bir durak önce inin. Evet zamanınızı ona göre ayarlamaniz gerekecek,  evet 15 – 20 dakika, belki 30-45 dakika önce evden  cıkmanız gerekecek.  Bir iki haftanın sonunda,  genel konsantrasyonunuzun arttığını fark edeceksiniz.

                                                                         ii.      Dışarıya çıktığınızda yürüme mesafesi olan  tüm mesafeleri yürüyün. Hangi aracı kullanıyorsanız kulanın gideceğiniz yerden 15 dakika yürüme mesafesi once inip  hizli hizli yürüyün.

2- Merdiven çıkın:

                                                                           i.      Asansör kullanımınızı azaltın. Bir kat sayısı belirleyin ve nerede olursanız olun (iş yeri,  misafirlik, ev apartmaniniz…) o kata kadar olan mesafeyi merdivenle inip çıkın. ( Ben kendime önce iki , sonra üç olarak belirlemiştim. ) Bu şu demeki eğer çıkacağınız kat 2. kat ise merdivenle çıkacaksınız, eğer 4.cü kata çıkacaksanız ilk iki katı merdivenle çıkıp daha sonraki katlar için asansöre binebilirsiniz.

Asansör ile çıkanlar ile aranızda kata varış suresi olarak en fazla 20 saniyenin oynadığını fark edeceksiniz.  Unutmamaniz gereken nokta katlari orta hızda  inip çıkmanız. Önceleri hafif terleyebilir veya nefes nefese kalabilirsiniz. İki hafta içerisinde yürümek kadar doğal gelmeye başlayacak.

3-Ben yaparim deyin:

                                                                           i.      Uşengecliği fırlatıp atın, veya hoştaşmadığınız birine verin tepe tepe kullansın. Bunu kendi kendinize tekrar edin, ”Al neval bu benim üşengeçliğim, tepe tepe kullan” . Markete-bakkala mı  gidilmesi gerekiyor siz gidin,  üst komşuya mı çıkılmasi gerekiyor siz çıkın, yan odadan kalem mi alınması gerekiyor siz alın. Ben yaparim deyin ve yapin.

4- Dans edin:

                                                                           i.      Günde yarım saat dans edin. Nasil dans etmek istiyorsanız öyle dans edin. Mutfakta, salonda… zıplayın, etrafınızda dönün, sağa sola hızlı hızlı sallanın veya bale yapın. Bırakın içinizde sıkışmış olan enerji , bastırdığınız sinir stresiniz, sakladığınız duygular ne varsa dansla çıksın ortaya.

Bundan sonra   kendinizle barışma sürecünüz başlayacak, , sıkı kalçalarla daha kıvrak yürünecek  ve en önemlisi Özgüven kapınız aralanacak.

Haydi hareket etme zamanı….

Terk Ediliş ile Egosu Yaralanmış Kadın Davranışı

Ilk büyük aşkının kendine yakışır büyüklükteki terkediliş acısını atlattıktan sonra kendinde geriye kalanıyla hayatına devam ederken -şanslı insanlardan biri olarak- ikinci bir aşka ve bunu muteakip yine görkemli bir terkedilişe maruz kalmıştı. O günleri nasıl zordu, nasıl yaralanmıştı. Çoğumuzun bildiği o “ne uyumak, ne de yaşamak istememek” zamanlarından bahsetme gereği duymuyorum. Bahsedeceğim şey; onun egosunun nasıl yaralandığı ve savunma mekanizmalarının alarma geçmiş bir şekilde var gücüyle devreye girişi, adeta Freud’un egosal tespitlerine yenilerini ekleyebilecek kadar çok malzeme verecek derecede sağlıksız bir ruh haline bürünmesi..

 
Bunların hiç birini -yaptığım ufak tefek araştırmaları saymazsak- bilimsel verilere dayanarak yazmayı düşünmüyorum. Her yazımı kendi yaşanmışlıklarıma dayanarak yazacağım.

  ÇÜNKÜ ÖYLE   benim köşem ve ben kendi algılarımla acı çeken arkadaşımdaki kişisel gözlemlerimi yazmak istiyorum. Sanıyorum sizlerin de yabancı olmadığı bir konu olmalı egosu yaralanmış kadın davranışları. 
Başlarda ondaki değişimi çok farkedememiştim ama neden bu şekilde davrandığını  anladığımda onun adına derin bir üzüntü duydum. Onun artık aşk acısı çekmediğini biliyordum ama iki büyük terkedilişin ardından egosundaki büyük hasarın boyutunu anladığımda ne kadar yaralandığını iyice anlamış oldum. Artık o, herşeyi kendi istediği, canının acımayacağı ama OLDUKÇA çarpık bir şekilde algılar olmuştu. Belki zaten önceden de buna musaitti  içsel düzeni ve bunlar tuz biber oldu. Bunu bilmiyorum. Dediğim gibi bilimsel konuşabilecek birikime sahip değilim. Ancak özellikle kadın psikolojisini yaşamış ve sindirmiş bir kadından daha iyi kim anlayabilir ki.
Ona dair örnek mi istersiniz? Buyrun başlayalım:
1.  Ondan hoşlanmadığını  bildiğimiz ortak bir erkek  arkadaşımızın , kendisinden çok hoşlandığına dair kendini inandırmış durumda, onun kız arkadaşından yeni ayrıldığımış olması gerçeğile tekrar birine bağlanmaktan deli gibi korktuğu için kendisinden uzaklaşmaya calıştığını zannediyor. ( Ben sevilmeyecek bir insan değilim, her erkek benden hoslanir, gidenler de zaten aptaldı, kesin başka bi sebep vardır ! )
2.  Sohbet ederken araya girip geçen gün bir çocuğun kendine dizdiği övgü dolu sözlerden bahsedip, konuyla hiç bir alakası  olmadığını  fark edince komik olma olasılığına sahip farklı olalara ve konulara  bağlamaya calışıyor.  (Terkedilmiş olabilirim ama ben hala güzelim tamam mı ! )
3.  Facebook’ta “lütfen artık arkadaşlık teklifi yollamayın, tanımadıklarımı kabul etmiyorum” tadında status ler yazmalar. (Sadece tek bir fotoğrafımla bile bana yoğun ilgi gösteriliyor ! )
4.  Hayatım da tanıdığım en kompleksiz insanin , kendisine yönelik aslında tamamen yapıcı olan eleştirisini haftalarca aklında tutup, bir gün bana “beni kıskanıyor olabilir mi” diye sorması bana gore zirveydi!

Örnekler uzaaarrr gider, siz de biliyorsunuzdur, görmüşsünüzdür, yok hiç olmadı yaşamışsınızdır.
Kişinin illa büyük bir yıkım yaşamasına gerek kalmaksızın, kompleks ve güçsüzlükten doğan savunma mekanizmalarıyla donanmasını da ( ki hepimizde belli olçüde zaten var)  bir diğer arkadaşım bana ispat etmistir var olan tüm kalkanlarıyla diken üstünde bir yaşam sürerken. Kırılmaktan öyle korkar olunur, öyle öz güven eksikliği vardır ve öyle güçsüzdür ki, kendine dair algı çarpıklığının açık ara önde finalisti olmaya hak kazanır.

 Çok tatlı ve iyidir ama böyledir işte. Bunlar beni uzaklaştırmaz arkadaşlığımızdan, neyi neden yaptığını bildikten sonra bu yüzeysellikten derine inme savaşımını  kazanıyorsam – ki genelde işler bende böyle yürüyor neyse ki- benim için halen aynı guzelliktedir bu insanlar.

İşi zora koşan konu ise bu insanlara farkındalıklarını arttırmak adına yapılacak konuşmaların da yanlış anlaşılabilecek olma ihtimalidir. Nerden başlayabilirsin ki tüm bu çarpıklıkları kırmadan anlatmaya?  Belki  ‘ Sen de onu kıskanıyorsundur ‘ da ondan bunları ona söylüyorsundur  ha ?  Olur olur… Bunu düşünmez mi, düşünür… Çünkü bunu anlamak, kabul etmek, kendisiyle yüzleşmek demektir, derinine inmek demektir. Kendisiyle yanlız kalmaktan, kendi içini görmekten korkan bir insana nasıl yardım edilebilir ?

Ben ufak ufak en uygun zamanları kollayarak başlıyorum işe. Fakat işlerin hiç kolay ilerlemediği de bir gerçek.  Ama unutmamak gerekir her güzel şey zaman ve emek ister.

Sizin de benzer hikayeleriniz varsa lütfen fikir sormak adına veya sadece paylaşmak adına bana yazmaktan çekinmeyin. Yazmak için orum kısmını kullanabilirsiniz.  Kişisel email atmak isteyenler iletişim sayfasından bana email atabilirler.
Hakkımızda hayırlısı
Ruh  Kardesiniz :)

Kendini Tanıma-1

Hayatinda, evliliğinde, yaşaminda mutluluğu, huzuru, özgüveni ve başarıyı isteyen tüm kadınları ortak bir engel beklemekte, hayatımız boyunca kurup biriktirdiğimiz alışkanlıklarımız.

 Kendini tanıma süreci ile beraber  mutsuzluk veya huzursuzluk getirdiğini hissettiğiniz, istemediğimiz alışkanlıklar hayatınızdan çıkacak ve yerlerine  sizi daha mutlu, zinde ve huzurlu hissettiren alışkanlıklar  yerleştirilecek yavaş yavaş.

Yeni kişiliğinizi yaratabilmeniz  ve gerçek kılabilmeniz için öncelikle bugün kim oldugunuzu , geçmiş görüntülerin etkisinde beklentilerinizin gölgesinde kalmadan tanımlamak  ve kabullenmek  gerekmekte. Hastalığa teşhis konmadan çaresi bulunmaz.

Kendini tanıma bir  bir günde olacak bir durum olmamasına rağmen üzerinde çalışmaye birkere başladıktan sonra bilinç altında   sürekli bir iyileşme, kendini tanıma ve değişme sürecinde olunur.  Kişiliğinizin gerçek taraflarıyla ilgili şimdiye kadar farkına varılmayan detayla   yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlar. Gerçek kimlikle karşılaşmaktan duyulan kısa tedirginliğin ardından özgüvenin tadına varılmaya başlanır.

Mutluluk ve tutku için değişimi istiorsanız kendinizi tanımaya ayıracak zamanı ve sabrı yaratın.

Kendinizi dinlemeyi öğrenin. Okulda sınava çalışır gibi, ödev yapar gibi bir defteri bir kalemle kendiniz hakkında bildiğiniz herşeyi yazın.  Zevkleriniz, tutkularınız, günlük işleriniz, sevdiğiniz yönleriniz, sevmediğiniz yönleriniz…

Hatta bunların nedenleri… Sevmediğiniz yönlerinizi değiştirmek için harekete geçin…

Gerçek siz olmak için harekete geçin.

Kas Yapmak için Bilek Ağırlık Torbası

Güne Dinç Başlangıç için Bergamut

Yeni yazılar »
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.